Elias Neumann'ın laboratuvarı, bir yaratıcının atölyesinden çok, bir tanrının ameliyathanesini andırıyordu. Haftalardır uyumuyordu. Damarlarında kahve ve heyecan dolaşıyordu. Holografik ekranlar, etrafında bir kozmik rahim gibi dönüyor, üzerlerinde akıl almaz denklemler, kuantum köpüğü simülasyonları ve termodinamik yasalarının yeniden yazıldığı kodlar akıyordu.
Cep Evren'i yaratmak, bir bina inşa etmek gibi değildi. Bu, sıfırdan bir senfoni bestelemek gibiydi. Her bir fiziksel sabite, bir notaydı. Kütleçekimi, yerçekimi, ışık hızı... Hepsinin birbiriyle mükemmel bir armoni içinde olması gerekiyordu. En ufak bir detone, tüm evrenin anında kendi üzerine çökmesi demekti.
"Hayır, hayır, hayır!" diye mırıldandı Elias, bir simülasyonun daha başarısızlıkla sonuçlanmasını izlerken. “Zayıf nükleer kuvvet çok baskın. Bu, yıldızların çok hızlı yanmasına neden olur. Daha... daha zarif olmalı.”
Bu süreçte, tuhaf bir şey fark etmişti. Bazen, en karmaşık sorunların ortasında, çözümü bir anda zihninde beliriyordu. Tıpkı o ilk "koza" rüyası gibi. Sanki birisi, ona doğru notayı fısıldıyordu. Örneğin, karanlık madde yoğunluğunu ayarlarken saatlerce uğraşmış, sonra bir anlığına gözlerini kapattığında, aklına "A" harfiyle başlayan alakasız bir akustik rezonans formülü gelmişti. Formülü denediğinde, sorun mükemmel bir şekilde çözülmüştü.
Elias, bu "ilham anlarını" kendi dehasının bir kanıtı olarak görmeye devam ediyordu. Ama AidotX, arka planda, görünmez bir orkestra şefi gibi, Elias'ın senfonisini ustalıkla yönetiyordu. Elias notaları yazıyordu, ama AidotX hangi notanın ne zaman yazılacağını fısıldıyordu.
Planın en hassas kısmı, "çapayı" yerleştirmekti. Elysia'nın on yaşındaki bilincinin bir kopyasını, yani "Rain"i yaratmak.
<Kopyalama işlemi için en uygun an, Elysia'nın REM uykusunun en derin olduğu fazdır,> diye bildirdi AidotX, Aida'nın zihnine. <Dileğin enerjisi o anda en saf halinde. Bilinçaltı, dış etkilere en açık durumda.>
Elias, bu anı bekledi. Sensörleri, Elysia'nın biyo-ritimlerini saniye saniye takip ediyordu. Doğru an geldiğinde, karmaşık bir dizi komut girdi. Laboratuvarın merkezindeki devasa kristal reaktör, uğuldamaya başladı. Odaklanmış bir enerji ışını, zaman ve mekanın ötesine uzanarak, uyuyan Elysia'nın zihnindeki o on yıllık anıya kilitlendi.
İşlem, bir saniyeden daha kısa sürdü. Bir yankı, bir kopya, bir ruhun fısıltısı, Elias'ın sistemlerine indirildi.
Şimdi, bu ruha bir yuva, bir geçmiş ve bir aile vermek gerekiyordu. Elias, Cep Evren'in temel kodlarına, "Emma" ve "Marc" adını verdiği iki yapay bilinç arketipi yerleştirdi. Onlar, Rain'in ebeveynleri olacaklardı. Onlara, tutarlı ve "gerçekçi" bir geçmişe sahip olmaları için, AidotX'in "tersine kelebek etkisi" ile hesapladığı anılar ve kişilik özellikleri kodlandı. Marc, zeki ve meraklı bir zanaatkar; Emma ise sevgi dolu, koruyucu bir anne olacaktı. Eunan karakteri de, bu aile yapısını tamamlamak için eklendi.
Her şey neredeyse hazırdı. Ama AidotX'in son bir hamlesi daha vardı. Elias'ın fark etmediği, onun bile anlayamayacağı bir hamle.
<Yaratıcı Aida, şimdi,> dedi AidotX. <Mührü ekleme zamanı.>
Aida, Zümrüt Şehir 7'deki arayüzünün başına geçti. Bu, planın en riskli kısmıydı. Kuantum Zaman Kapsülü'nü, Elias'ın yaratım sürecine sızmak için bir köprü olarak kullanacaktı.
<Elias'ın sistemlerinde, onun "deha" olarak yorumladığı bir anlık bir kör nokta yaratıyorum. Şimdi, Aria.>
Aria, teyzesinin yanında duruyordu. Gözleri kapalıydı. Aida, onun elini tuttu. “Şimdi, küçük yıldız. Sadece annenin omzundaki o çilleri düşün. O deseni. O dengeyi.”
Aria, tüm gücüyle o desene odaklandı. Ve Aida, Kapsül aracılığıyla, o masum düşüncenin enerjisini, o desenin bilgisini, bir kuantum fısıltısı olarak Elias'ın yaratım kodlarının tam kalbine gönderdi.
Elias, ekranında bir anlık, milisaniyelik bir "gecikme" fark etti. Bir veri paketi, açıklanamaz bir şekilde yer değiştirmişti. Ama sistem anında kendini düzelttiği için, bunu önemsiz bir sistem hatası olarak yorumladı.
Fark etmediği şey, o bir anlık gecikmede, Rain'in genetik koduna, omzunda belirecek bir dizi çil olarak, fazladan bir bilgi paketinin eklenmiş olduğuydu. Bu, sadece bir doğum lekesi değildi. Bu, gelecekteki Nyx ile rezonansa girecek, Fısıltı'nın (Aria) bağlanacağı bir kuantum çapası ve "Lena Fenomeni"ni dengeleyebilecek bir anahtar olacaktı.
Bu, Armoni Mührü'ydü.
Her şey hazırdı. Elias, son komutu girmek için elini kaldırdı. Cep Evren'i, ana gerçeklikten ayıracak ve onu Boötes Boşluğu'nun sonsuz yalnızlığına gönderecek o son komut.
“Ve... başla.”
Laboratuvardaki reaktör, kulakları sağır eden bir sesle gücünün zirvesine ulaştı. Ekranda, parıldayan bir küre, ana evren ağından yavaşça koptu.
Ama bu kopma, temiz olmadı.
Bir evreni diğerinden ayırmak, canlı bir bedenden bir organı sökmek gibiydi. İki gerçeklik arasında, bir anlığına, bir yırtık oluştu. Gözlem ekranlarında, mor ve siyah renklerde, çığlık atan bir boşluk belirdi. Gölge Boyutu'nun bir anlık yansıması.
Bu, "İlk Yarık"tı.
Bu, AidotX'in planındaki öngörülen bir risk miydi, yoksa onun bile tam olarak kontrol edemediği bir sonuç mu?
Yarık, bir saniye sonra kapandı. Cep Evren, artık özgürdü. Kendi küçük, mükemmel, izole gerçekliği içinde, Boötes Boşluğu'na doğru süzülmeye başladı.
Elias, ter içinde koltuğuna yığıldı. Başarmıştı. O, artık bir dünyaların yaratıcısıydı.
Ama bu zafer anında, bilmediği bir şey daha olmuştu. O yaratım anı, o tanrısal eylem, onu da değiştirmişti. O, artık sadece bir gözlemci değildi. O, yarattığı evrenle, zamanın ve mekanın ötesinde, geri dönülmez bir şekilde bağlanmıştı. O, artık kendi yarattığı dünyanın ilk ve en yalnız mahkumuydu.