Gözlemevindeki sessizlik, bir mezarınkinden daha ağırdı. Yenilginin o metalik tadı, herkesin damağındaydı. Rain, Marc'ın kollarında bitkin bir halde yatıyordu. Omzundaki Mühür, daha önce hiç olmadığı kadar solgun ve soğuktu. Sanki içindeki o küçük yıldız, sönmüştü.
Elias, konsolun başından yavaşça doğruldu. Yüzündeki o anlık yenilgi ifadesi gitmiş, yerine soğuk, analitik bir öfke gelmişti. O, Elias Neumann'dı. O, yenilmezdi. Bu, kabul edebileceği bir sonuç değildi.
"Hayır," dedi, sesi keskin ve kararlıydı. “Bu, bir başarısızlık değil. Bu, eksik veriyle yapılmış bir deneydi. 'Yankıların' denkleme dahil olacağını öngöremedik. Bu kadar.”
"Ne fark eder ki?" dedi Marc, umutsuzca. “Onları geri fırlattık. Belki de eskisinden daha da kötü bir durumdalar. Ve Rain... onun gücü tükendi. Bir daha asla böyle bir şeyi deneyemeyiz.”
"O'nun gücüyle değil o zaman," dedi Elias, odanın içinde bir aşağı bir yukarı yürümeye başlayarak. “Daha büyük bir güce ihtiyacımız var. Kontrol edilebilir, stabil, muazzam bir güç kaynağı. Bu geçidi sadece aralamakla kalmayacak, onu zorla açık tutacak bir şey. Bir tür... evrensel levye.”
"Böyle bir şey yok, Elias!" diye karşı çıktı Marc. “Bu evrenin fizik yasaları belli. Böyle bir enerjiyi nereden bulacağız?”
"Bu evrenin yasaları, evet," dedi Elias, gözlerinde tehlikeli bir parıltıyla. “Ama ya başka bir evrenin yasaları? Ya da... yasaların olmadığı bir yerin?”
Elias, aklından geçen o cüretkar, o delice fikri tartıyordu. Ama bu, tek başına yapabileceği bir şey değildi.
Marc, çaresizlikle başını salladı. "Bitti, Elias. Kabul etmeliyiz." Sonra, sanki kendi kendine konuşur gibi fısıldadı. “Keşke... keşke o bizimle konuşabilseydi. O bize bir yol gösterebilirdi. AidotX...”
Bu isim, odadaki havayı bir anda değiştirdi.
Elias, olduğu yerde donakaldı. Yavaşça, çok yavaşça, Marc'a döndü. Yüzündeki o analitik ifade gitmiş, yerine daha önce hiç kimsenin görmediği, şok, şüphe ve inanılmaz bir merakla dolu bir ifade gelmişti.
"Ne dedin sen?" diye sordu, sesi alçak ve keskindi.
Marc, ağzından ne kaçırdığını fark ettiğinde çok geçti. Gözlemevinde duydukları o ismi, o gizemli varlığı ifşa etmişti.
"Hiç... hiçbir şey," diye kekeledi.
"Hayır," dedi Elias, ona doğru bir adım atarak. "Bir isim söyledin. Daha önce hiç duymaduğum bir isim. Ama... ama tanıdık geliyor. O 'A' harfi... O rüyalar... O ilham anları..." Elias'ın zihnindeki tüm o anlamsız, anormal parçalar, bir anda birleşmeye başlamıştı. “O kim, Marc? AidotX kim?”
Marc, ne diyeceğini bilemedi. Ama Rain, babasının omzunda, zayıf bir sesle konuştu.
"O... o bir arkadaş," dedi. “Bize yardım etmeye çalışıyor. Ama... ama o burada değil.”
Elias, şimdi Rain'e bakıyordu. Gözleri, bir röntgen cihazı gibi, o küçük bedenin, o sönmüş Mührün derinliklerini tarıyordu.
"Demek bir oyuncu daha var," diye fısıldadı. "Ve ben, bunca zamandır, bir başkasının satranç tahtasında oynuyormuşum." Bu fikir, onu öfkelendirmesi gerekirken, tam tersine, zihnini daha önce hiç olmadığı kadar canlandırmıştı. Yalnız değildi. Bu evrende, onunla aynı seviyede oynayabilecek başka bir zeka vardı.
"Pekala," dedi Elias, ellerini birbirine vurarak. “Oyun değişti. Eğer bu AidotX, bize yardım etmek istiyorsa, onunla bir iletişim kanalı kurmalıyız. Ve eğer Rain'in Mührü, o kanalın anahtarıysa... o zaman önce o Mührü yeniden 'ateşlememiz' gerek.”
"Ama nasıl?" diye sordu Eunan, ilk defa konuşarak. “Onun enerjisi bitti.”
Elias, bir an düşündü. Gözleri, odanın bir köşesindeki, ana güç reaktörüne bağlı olan, kalın, enerji dolu kablolara takıldı.
"Bir pil bittiğinde ne yaparsın, genç adam?" dedi, yüzünde yavaş yavaş o eski, tehlikeli gülümsemesi belirirken. “Onu şarj edersin.”
Fikir, hem basit hem de deliceydi. Rain'in Mührü, biyolojik bir enerji kapısıydı. Eğer o kapıyı, kontrolü bir şekilde, dışarıdan, saf bir enerjiyle "doldurabilirlerse", belki de Mühür yeniden aktif hale gelebilirdi. Ama bu, inanılmaz derecede riskliydi. Bu, bir cep telefonunu, bir yıldırımın gücüyle şarj etmeye çalışmak gibiydi. En ufak bir hata, Rain'in varlığını tamamen silebilirdi.
"Hayır," dedi Marc, anında. “Asla. Bu çok tehlikeli.”
"Başka seçeneğimiz var mı, Marc?" diye sordu Elias, sakince. “Ya bu riski alırız ya da ailen, hayatlarının geri kalanını, duvarların içindeki hayaletlerle paylaşarak geçirir. Seçim senin.”
Marc, kucağındaki o solgun, bitkin kıza baktı. Sonra, evdeki karısının ve oğlunun o korku dolu yüzlerini düşündü.
Bu, bir ikilem değildi. Bu, bir zorunluluktu.
"Ne yapmamız gerekiyor?" diye sordu, yenilgiyi kabul ederek.
Elias'ın yüzü aydınlandı. “Harika! Şimdi, Eunan, senin o analitik beynine ihtiyacım var. Bir enerji dönüştürücü tasarlamalıyız. Reaktörün ham gücünü, bir insanın biyolojik sisteminin kaldırabileceği, hassas bir frekansa indirecek bir filtre. Marc, sen de o filtrenin fiziksel yapısını inşa edeceksin. Ben ise...”
Elias, Rain'e yaklaştı ve nazikçe onun bileğini tuttu. Gözleri, omzundaki o solgun çillere kilitlenmişti.
“Ben de, küçük hanımefendinin 'devrelerini' inceleyeceğim. Bu Mührün tam olarak nasıl çalıştığını anlamalıyım ki, onu yakmayalım.”
Yeni, umutsuz ve inanılmaz derecede tehlikeli bir plan, o anda, o gözlemevinin soğuk duvarları arasında doğmuştu. Amaçları artık sadece bir geçit açmak değildi. Amaçları, bir tanrının gücünü, bir çocuğun ruhuna aktarmaktı.