BEKLEYEN KÜÇÜK ELLER VE BİR ANNENİN SEÇİMİ

Bölüm 52

“Senin 'orijinal' yaşam enerjin... o, bizim tek şansımız.”

Aida'nın zamanın ötesinden gelen sesi, gözlemevindeki o akıl almaz odada asılı kalmıştı. Herkesin gözü, yerde dizlerinin üzerine çökmüş, ağlayan Elysia'daydı. Bir evrenin kaderi, onun omuzlarına yüklenmişti.

Ama Elysia, o an ne Lena Fenomeni'ni, ne Gölge Boyutu'nu, ne de karşısındaki o tuhaf, zeki adamı düşünüyordu. Zihninde, Aida'nın anlattığı o korkunç trajedinin içinde, tek bir görüntü, tek bir gerçeklik parlıyordu.

Gri Şehir'deki o küçük, rutubetli daire. Ve o dairenin içinde, annelerinin eve dönmesini bekleyen iki küçük kız.

Saat kaç? diye düşündü, paniğe kapılarak. Geç kaldım. Onlar yalnız. Korkmuş olmalılar.

Bu düşünce, diğer her şeyden daha güçlü, daha gerçekti. Bu, bir annenin en ilkel, en karşı konulmaz içgüdüsüydü.

"Yapamam," diye fısıldadı, başını iki yana sallayarak. “Geri dönmeliyim. Kızlarım... onlar beni bekliyor.”

"Anne, anlamıyorsun," dedi Aida'nın sesi, konsoldan yalvarır gibi geliyordu. “Bu, Lena'nın tek şansı! Senin kızının!”

"Benim iki kızım var!" diye haykırdı Elysia, ayağa kalkarak. Gözleri, yaşlarla ama aynı zamanda çelik gibi bir kararlılıkla parlıyordu. “Ve ikisi de şu an evde, yalnız başlarına, korku içindeler! Biri yedi, diğeri beş yaşında! Onların, yıldızlardaki bir hayalete değil, akşam yemeğini pişirecek, ateşlerini ölçtüğünde yanlarında olacak, kabus gördüklerinde onlara sarılacak bir anneye ihtiyaçları var!”

Odasındaki herkes, bu saf, ham annelik gücü karşısında bir an sessizliğe gömüldü. Elias bile, tüm dehası ve kibrine rağmen, bu gücün karşısında söyleyecek bir şey bulamadı.

Elysia, Elias'a döndü. "Beni geri gönder," dedi, sesi bir emirdi. “Şimdi.”

"Ama Elysia..." diye başladı Elias. “Eğer gidersen, bu fırsatı kaybederiz. Lena sonsuza dek kaybolur.”

"O zaman kaybolsun!" Elysia'nın çığlığı, odadaki tüm o yüksek teknolojili cihazları titretti. “Ben, yaşayan çocuklarımı, ölmüş olabilecek birinin hayaleti için feda etmeyeceğim!”

Bu, acımasız bir seçimdi. Ama bir annenin, o an verebileceği tek seçimdi.

Gri Şehir, Elysia'nın Dairesi

Küçük Lena, pencerenin önündeki iskemlede oturmuş, sokağın alacakaranlığa gömülmesini izliyordu. Hava kararmıştı. Annesi, her zaman bu saatten önce evde olurdu.

"Acıktım, Lena," dedi Aida, odanın ortasında durmuş, parmağını emerken. Gözleri, endişeyle büyümüştü. “Annem nerede?”

"Gelecek," dedi Lena, kendinden pek de emin olmayan bir sesle. “İşi uzamıştır.”

Ama o bile, içinde büyüyen o soğuk korku yumrusunu hissedebiliyordu. Annesi onlara haber vermeden asla geç kalmazdı.

Aida, ağlamaya başladı. Sessiz, içli bir ağlamaydı bu. "Korkuyorum," diye fısıldadı. “İplikler... hepsi siyah oldu. Ve hepsi titriyor.”

Lena, iskemleden indi ve kardeşinin yanına gitti. Onu, kendisi de titremesine rağmen, sıkıca kucakladı. "Korkma," dedi. “Ben buradayım.”

Birlikte, kapının önündeki küçük kilime oturdular. Gözleri, kapının altından sızan o karanlık koridora dikilmişti. Her bir gıcırtıda, her bir uzak seste, umutla başlarını kaldırıyor, sonra hayal kırıklığıyla yeniden omuzları düşüyordu.

Lena, kardeşini sakinleştirmek için, annesinin onlara her gece söylediği o ninniyi mırıldanmaya başladı. Sesi, titrek ve zayıftı. Ama o ninni, o an, o soğuk, boş dairedeki tek sıcak şeydi.

İki küçük kız, annelerinin yokluğunda, birbirlerine sarılarak, karanlığa karşı kendi küçük, kırılgan ışıklarını yakmaya çalışıyorlardı.

Gözlemevi

Elysia, bu sahneyi görmüyordu. Ama hissedebiliyordu. Kızlarının korkusunu, bekleyişini, kalbinin en derinlerinde, bir sızı gibi hissediyordu.

"Lütfen," diye yalvardı Elias'a. “Beni onlara geri gönder.”

Elias, hayatında ilk defa, ne yapacağını bilemiyordu. Mantığı, Elysia'yı burada tutması gerektiğini söylüyordu. Bu, planın, Lena'nın, belki de evrenin selameti için tek şanstı.

Ama kalbi... Yıllardır susturduğu o kalbi, karşısındaki bu kadının, bu annenin acısıyla parçalanıyordu. O, Elysia'yı kurtarmak istememiş miydi? Onu, bu acı dolu hayattan çekip almak? Ama şimdi, onu en büyük acısıyla, çocuklarından ayrılma acısıyla yüzleşmeye zorluyordu.

"Pekala," dedi, yenilgiyi kabul ederek. Sesi, yorgun ve kırıktı.

Konsola döndü ve geçidi yeniden aktive etti. Platformun üzerindeki hava, yeniden dalgalanmaya başladı.

"Anne, hayır!" dedi Aida'nın sesi, konsoldan son bir çaresizlikle.

Rain, ağlayarak Elysia'nın elini tuttu. “Gitme.”

Elysia, Rain'e, kendi on yaşındaki o masum kopyasına baktı. Yüzünü, nazikçe avuçlarının arasına aldı. "Sen," dedi, fısıltıyla. “Sen, benim hiç sahip olamadığım bir rüyasın. Güçlü ol.”

Sonra, Marc'a döndü. Gözlerinde, bir teşekkür, bir veda ve bir özür vardı.

Ve sonra, arkasını döndü. Bir an bile tereddüt etmeden, o titreşen boşluğun içine adım attı ve kendi zamanına, kendi çocuklarına, kendi kaçınılmaz kaderine geri döndü.

Geçit, arkasından kapandı.

Oda, yeniden sessizliğe gömüldü. Ama bu kez, sessizlik daha da ağırdı. Çünkü bu, sadece bir başarısızlığın değil, kaybedilmiş bir şansın, feda edilmiş bir umudun sessizliğiydi.

Lena, sonsuza dek kaybolmuştu.