KIRIK BİR AYNA VE İKİ DÜŞMANIN İTTİFAKI

Bölüm 34

Nyx'in acı dolu çığlığı, Gölge Boyutu'nun çarpık gökyüzünde yankılanıp sönerken, geriye tekinsiz bir sessizlik bıraktı. Ama bu, Nyx'in o yutan sessizliği değildi. Bu, fırtına öncesi, avcıların avlarını çevrelediği o gergin sessizlikti.

Ufukta toplanan o kadim, formsuz gölgeler, yavaşça yaklaşıyordu. Onlar, Nyx gibi değildi. Onlarda bir kişilik ya da bir acı yoktu. Onlar, bu boyutun kendisinin bağışıklık sistemi gibiydi; yabancı bir unsuru, bir anormalliği (Marc'ı) ve istikrarsızlaşan bir başka unsuru (Nyx'i) temizlemek için harekete geçen, ilkel, amaçsız güçlerdi.

Marc, durumun vahametini anladı. "Lena" ismini söyleyerek, Nyx'in içindeki o insani parçayı uyandırmış, ama aynı zamanda onu daha büyük bir tehlikenin hedefi haline getirmişti.

Nyx, hâlâ kendi içindeki savaşla sarsılıyordu. Karanlık formu, bir an Amiral Starmind'ın o hayaletimsi silüetine dönüşüyor, sonra tekrar kaotik bir gölgeye dönüyordu.

"Beni dinle!" dedi Marc, sesi kararlıydı. “Onlar ikimiz için de geliyorlar! Buradan çıkmalıyız. Birlikte!”

Nyx'in varlığından, telepatik bir fısıltı sızdı. Ama bu kez, saf öfke değil, kafa karışıklığı ve acı vardı.

<Çıkış... yok...>

"Var!" dedi Marc. “Benim geldiğim bir geçit var. Seni oradan çıkarabilirim. Ama bana yardım etmelisin. Bana yol göstermelisin.”

Nyx, bir an duraksadı. Bu küçük, ölümlü varlık, ona hem acı veriyor hem de bir umut sunuyordu. Yüzyıllardır hissetmediği bir şey: Bir seçim şansı. Bu kaotik hapishanede çürümeye devam etmek ya da bu imkansız vaade inanmak.

Kadim gölgeler, artık iyice yaklaşmıştı. Onların varlığı, etraflarındaki gerçekliği bile büküyor, kristalleri toza, akan nehirleri buhara çeviriyordu.

Nyx, kararını verdi.

Karanlık kütlesinden bir dokunaç uzandı ve Marc'ın omzuna dokundu. Bu, bir saldırı değildi. Bir davetti. Ve Marc'ın zihnine, bir harita, bir rota, bu kabus diyarından geçip geçide ulaşacak bir yolun sezgisel bilgisi aktı.

"Takip et," diye fısıldadı Nyx'in içindeki Lena'nın sesi.

Ve böylece, Grindelwald'lı mütevazı bir zanaatkar ile evrenin en trajik amiralinin gölgesi arasında, tarihin en tuhaf ittifakı kuruldu.

Birlikte koşmaya, daha doğrusu süzülmeye ve saklanmaya başladılar. Nyx, bu boyutun yollarını avucunun içi gibi biliyordu. Marc'ı, kadim varlıkların göremediği "kör noktalardan", gerçekliğin daha ince olduğu "kısayollardan" geçiriyordu. Marc ise, sakinliğini ve mantığını koruyarak, Nyx'in içindeki o panik halindeki Lena'yı odaklanmaya, sakin kalmaya teşvik ediyordu.

Yolculukları sırasında, Marc, Gölge Boyutu'nun bir başka korkunç sırrına daha tanık oldu. Bazen, belirli "yankı ceplerinden" geçerken, havada asılı duran, acı içinde donmuş insan silüetleri görüyorlardı.

"Onlar..." diye fısıldadı Marc. “Onlar da mı senin gibi?”

<Mürettebatım...> diye cevapladı Nyx'in sesi. <Bilinçleri... buraya dağıldı. Onları... bırakamam...>

Marc, o an Lena'nın trajedisinin tam boyutunu anladı. O, sadece kendi ruhu için değil, komutası altındaki yüzlerce insanın ruhu için de burada hapsolmuştu. Bu, onun vicdanının, onun onurunun hapishanesiydi.

"Onları da alacağız," dedi Marc, bir an bile tereddüt etmeden. “Kurtarabildiğimiz kadarını.”

Bu söz, Nyx'in içindeki Lena'ya, Marc'ın daha önce verdiği tüm vaatlerden daha fazla dokundu. Bu küçük adam, sadece onu değil, onun en büyük pişmanlığını da anlıyordu.

Nyx, gücünü topladı. Karanlık formu, etrafındaki o donmuş silüetlere doğru uzandı. Bir mıknatıs gibi, o kayıp bilinç yankılarını kendine çekmeye başladı. Her bir yankı, onun karanlığına katıldığında, Nyx'in acısı artıyor, ama aynı zamanda amacı da netleşiyordu.

Artık sadece kaçmıyorlardı. Bir kurtarma operasyonu yürütüyorlardı.

Cep Evren, İlk Yankı Mağarası

“Daha ne kadar, Rain?”

Eunan'ın sesi, yorgun ve endişeliydi. Saatlerdir, belki de bir günden fazladır oradaydılar. Rain, artık ayakta duracak gücü kalmadığı için, cihazın önünde dizlerinin üzerine çökmüştü. Yüzü solgun, dudakları mordu. Ama eli, hâlâ cihazın üzerindeydi. Mührün ışığı, artık zayıf, titrek bir alev gibiydi.

"Dayanmalıyım," diye fısıldadı Rain. “Babam... söz verdi.”

Geçit, hâlâ oradaydı. Ama artık daha istikrarsızdı. Kenarları, bir televizyon ekranındaki parazit gibi titriyor, zaman zaman daralıp genişliyordu.

Tam Rain'in bilinci kaymak üzereyken, geçidin içinden bir şey oldu.

Fısıltılar, daha net gelmeye başladı. Ama bu kez, sadece acı dolu değillerdi. Aralarında, bir umut, bir kararlılık vardı.

Ve sonra, geçidin yırtığından ilk olarak Marc'ın silüeti belirdi. Yorgun, bitkin ama hayattaydı.

"Baba!" diye haykırdı Eunan.

Ama Marc, yalnız değildi. Arkasında, o korkunç, karanlık kütle, Nyx vardı. Ve onun karanlığının içinde, onlarca, belki de yüzlerce başka hayaletimsi silüet seçilebiliyordu.

Eunan, korkuyla bir adım geri attı. “O... o canavarı buraya getirdi!”

"Hayır!" dedi Rain, son gücüyle. “O bir canavar değil. O... yardım istiyor.”

Rain, bunu nasıl bildiğini bilmiyordu. Ama Mührü aracılığıyla, Nyx'in içindeki o karmaşık duyguları hissedebiliyordu. Acıyı, pişmanlığı, ama en çok da, mürettebatına ve Marc'a karşı duyduğu o koruyucu sorumluluğu.

Marc, geçitten tamamen çıktı ve sendeledi. “Rain! Şimdi! Tüm gücünle! Geçidi stabilize etmeliyiz! Sadece bir dakikalığına!”

Bu, imkansız bir istekti. Ama Rain, babasının gözlerindeki o yalvarışı görünce, denemekten başka çaresi olmadığını anladı.

Gözlerini kapattı. Mührün en derinliklerine, o son enerji kırıntısına uzandı. Ailesine duyduğu sevgiyi, babasını geri alma umudunu, hatta o karanlık varlığın içindeki o acı çeken kadına karşı hissettiği o tuhaf şefkati... hepsini bir araya getirdi.

Ve Mühür, son bir kez, parlak, beyaz bir ışıkla patladı.

Geçit, bir anlığına genişledi ve sabitlendi.

"ŞİMDİ, LENA!" diye bağırdı Marc.

Nyx, o bir anlık fırsatı kullanarak, tüm varlığıyla ve içinde taşıdığı o kayıp ruhlarla birlikte, Gölge Boyutu'nun karanlığından Cep Evren'in aydınlığına doğru atıldı.

Onların hemen arkasından, o kadim, formsuz gölgeler de geçide hücum etti.

Ama çok geçti.

Nyx, tamamen geçtiği an, Marc'ın yaptığı cihaz, bu inanılmaz enerji yüklenmesine dayanamayarak, kulakları sağır eden bir çatırtıyla patladı.

Rezonans anahtarı, binlerce parçaya ayrıldı.

Ve geçit, sanki hiç var olmamış gibi, anında kapandı.

Mağarada, bir anlığına mutlak bir sessizlik oldu.

Sonra, Rain'in bilincini kaybederek yere yığılmasının yumuşak sesi duyuldu.