PASTANE KOKUSU VE ULAŞILMAZ BİR DEĞİŞKEN

Bölüm 18

Elias, holografik ekrandaki karmaşık denklemleri bir kenara itti. O anlamsız "A" harfi, konsantrasyonunu bir taş gibi bulandırmıştı. Zihnini temizlemek için her zaman yaptığı şeye başvurdu: Müzik. Laboratuvarın akustiği mükemmeldi ve Elias, tek bir tuşla o devasa alanı bir konser salonuna çevirebilirdi. Bu kez seçimi, tutkulu bir Arjantin tangosuydu.

Müziğin ilk notalarıyla birlikte, Elias'ın bedeni de hareketlenmeye başladı. Gözlerini kapattı, sanki görünmez bir partnerin elini tutuyormuş gibi duruşunu düzeltti ve laboratuvarın pürüzsüz zemininde tek başına dans etmeye başladı. Keskin dönüşler, dramatik duruşlar, tutkulu adımlar... Bu, onun meditasyonuydu. Vücudu müziğe, zihni ise mutlak bir boşluğa odaklandığında, en karmaşık sorunlar bile çözülür, en anlamsız anormallikler unutulurdu.

Ama bu kez işe yaramadı.

Dansın ortasında, bir anlığına gözlerini açtığında, zihninde bir görüntü belirdi. Bu, bir denklem ya da bir simülasyon değildi. Bu, bir anıydı. Yıllar öncesinden, henüz bu kalesini inşa etmeden, henüz dünyanın geri kalanından tamamen vazgeçmeden öncesinden kalma bir anı.

Tarçın ve taze pişmiş ekmek kokan küçük bir pastane. Pencereden sızan öğleden sonra güneşinin tozu havada dans ettirdiği bir an. Ve masanın karşısında oturan, saçları güneş gibi parlayan genç bir kadın.

Elysia.

O gün, nadiren yaptığı bir şeyi yapıp dışarı çıkmıştı. Beynini yakan bir kodlama sorunundan kaçmak için kendini şehrin sokaklarına atmış ve o küçük pastaneye sığınmıştı. Elysia da oradaydı, tek başınaydı. Elias, nedenini bilmeden, o zamanki utangaçlığını yenip onun masasına oturma cesaretini göstermişti.

Konuşmuşlardı. Daha doğrusu, Elysia konuşmuş, Elias dinlemişti. Kadın, hayallerinden bahsetmişti. Beden eğitimi öğretmeni olmak istediğinden, çocukların enerjisine ve neşesine olan inancından... Sesi, Gri Şehir'in monotonluğuna bir isyan gibi, hayat ve umut doluydu. Elias, o gün ilk defa, bir insanın "sıkıcı" olmayabileceğini düşünmüştü. Elysia'nın varlığı, onun tüm teorilerini, tüm denklemlerini altüst eden, öngörülemez, büyüleyici bir değişkendi.

O gün, ona bir daha asla ulaşamayacağını bilerek, o pastaneden ayrılmıştı.

Tango müziği bitti, son nota laboratuvarın sessizliğinde asılı kaldı. Elias, dansın ortasında durmuş, nefes nefeseydi. Ama aklı, hâlâ o pastanedeydi.

Bu, onun en büyük zayıflığıydı. Her şeyi kontrol edebilen, zamanın dokusuyla oynayabilen adam, basit bir anının, bir çift gülen gözün ve tarçın kokusunun esiriydi. Bu yüzden kendini bu kadar izole etmişti. Çünkü Elysia, onun mükemmel, mantıklı dünyasındaki tek kaotik, tek açıklanamaz elementti. Ona duyduğu bu his, bir formüle sığdırılamıyordu. Bu yüzden tehlikeliydi.

Holografik ekrana geri döndü. Ama bu kez, kuantum fiziği denklemlerini açmadı. Gizli bir dosyayı, sadece kendisinin bildiği bir arşivi açtı.

Ekranda, Gri Şehir'in güvenlik kameralarından, sosyal medya kırıntılarından ve kamuya açık veritabanlarından toplanmış bilgiler belirdi. Elias, yıllardır, onun haberi olmadan, Elysia'yı uzaktan izliyordu. Bu, saplantılı bir takip değildi; daha çok bir bilim adamının, en değerli ve anlaşılmaz deneyini uzaktan gözlemlemesi gibiydi.

Elysia'nın hayatı, hayal ettiğinden çok farklı bir yöne gitmişti. Beden eğitimi öğretmeni olmamıştı. Evlenmiş, iki kızı olmuş, şimdi de bir fabrikada muhasebeci olarak çalışıyordu. Elias, onun fotoğraflarına baktı. O genç, umut dolu kadının yerini, yorgun ama hâlâ güzel, omuzlarında dünyanın yükünü taşıyan bir anne almıştı.

"Sana bunu yapmalarına nasıl izin verdin?" diye fısıldadı Elias, ekrandaki yorgun yüze bakarak. “O ışığı, o neşeyi nasıl söndürdüler?”

İçinde, onu bu hayattan, bu gri şehirden "kurtarma" arzusu kabardı. Bu, mantıksız, duygusal bir dürtüydü. Ama aynı zamanda, karşı konulmazdı.

Tam o sırada, laboratuvarın ana sensörü yeniden bir uyarı verdi. Ekranda, sabahki o "önemsiz" takyonic alan anormalliği yeniden belirmişti. Ama bu kez daha güçlüydü. Ve kaynağı, tam olarak Elysia'nın yaşadığı bölgeden geliyordu.

Elias, kaşlarını çattı. Bu, sıradan bir enerji dalgalanması değildi. Bu, yoğun bir duygusal patlamanın, bir dileğin, bir yakarışın kozmik yankısıydı. Elysia'dan geliyordu.

Elias, ekrana yaklaştı. Bir yanda, kurtarmak istediği kadının acı dolu enerjisi. Diğer yanda, zamanı ve gerçekliği bükme potansiyeline sahip kendi teknolojisi.

İki imkansız değişken, ilk kez aynı denklemde bir araya gelmişti.

Ve Elias Neumann, o an, hayatında ilk defa, "diğerlerinin" dünyasıyla gerçekten ilgilenmeye başladı. Çünkü o dünyanın içinde, onun en değerli deneyi acı çekiyordu. Ve bir dahi, en değerli deneyinin başarısız olmasına asla izin vermezdi.