PAYLAŞILAN SESSİZLİK VE BİR FİNCAN KAHVE

Bölüm 19

Metal preslerinin ritmik, sağır edici vuruşları, fabrikanın kemiklerine işlemişti. Elysia için bu ses, artık bir gürültü değil, zamanın kendisinin ölçüsüydü. Her bir "GÜM" sesi, hayatından geçen bir saniye, kazanılması gereken bir kuruş, ödenmesi gereken bir faturaydı.

Muhasebe ofisi, fabrikanın gürültülü kalbinden cam bir duvarla ayrılmış küçük, havasız bir odaydı. Ama cam, sesi sadece boğuklaştırıyor, o acımasız ritmin varlığını unutturmuyordu. Elysia, önündeki defterlere eğilmiş, rakamların sıkıcı ve acımasız dünyasında kaybolmaya çalışıyordu. Giderler, gelirler, vergiler... Sayılar, her zaman net bir sonuç verirdi. Ya eksiydin ya da artı. Gri alan yoktu. Tıpkı bu şehir gibi.

“Yine o rakamlarla evrene mesaj mı yolluyorsun, Elysia?”

Kyra'nın alaycı ama yorgun sesi, Elysia'yı düşüncelerinden kopardı. Yakın iş arkadaşı, masasının karşısında oturmuş, elindeki çatlak fincandan kahvesini yudumluyordu. Kyra'nın gözlerinin altında, uykusuz gecelerin ve dinmeyen bir kederin mor halkaları vardı. Otuzlu yaşlarındaydı ama hayat, ona elli yaşın yorgunluğunu yüklemişti.

Elysia, zoraki bir şekilde gülümsedi. “Keşke yollayabilsem. Belki evren, bu ayki elektrik faturasını ödememize yardım ederdi.”

Kyra, acı bir şekilde güldü. "Evrenin, bizim faturalarımızdan daha önemli işleri vardır, canım." Fincanını masaya bıraktı. “Yine denetim yaklaşıyor. Müdür, sanki kendi cebinden çıkacakmış gibi her kuruşun hesabını istiyor. Dün sevkiyat defterindeki üç kuruşluk bir yuvarlama hatası için az kalsın beni yiyecekti.”

Bu, onların rutiniydi. Paylaşılan şikayetler, küçük adaletsizlikler ve bitmeyen bir yorgunluk. Bu, onların dostluğunun harcıydı. Birbirlerinin hayatlarını biliyorlardı. Kyra, Elysia'nın kızları için nasıl didindiğini bilirdi. Elysia da Kyra'nın yalnızlığını, iki kez yaşadığı o kahredici kaybı ve kocasının demir parmaklıklar ardında olmasının getirdiği utancı ve öfkeyi bilirdi. Konuşmalarına gerek yoktu. Bazen, sadece aynı odada sessizce oturup, fabrikanın gürültüsünü dinlemek bile bir tür paylaşımdı.

O akşam iş çıkışı, Kyra, Elysia'nın koluna girdi. "Bu akşam bana gelin," dedi, bir tekliften çok bir rica gibiydi. “Bir çorba yaptım. Yalnız yemek istemiyorum.”

Elysia, yorgundu. Tek istediği eve gidip kızlarına sarılmaktı. Ama Kyra'nın gözlerindeki o derin yalnızlığı görünce, "hayır" diyemedi.

Kyra'nın dairesi, fabrikanın lojmanlarından birindeydi. Küçük, düzenli ama bir o kadar da ruhsuz bir yerdi. Duvarlar boştu, ortalıkta kişisel bir eşya, bir fotoğraf bile yoktu. Sanki burada yaşayan kişi, anılarından kaçıyor gibiydi.

Lena ve Aida, bu sessiz ve renksiz eve bir anda hayat getirdiler. Aida, her zamanki gibi, odanın "ipliklerini" keşfe çıktı. "Buradaki iplikler çok yorgun, anne," diye fısıldadı. “Ve biraz da kızgınlar.”

Lena ise, Kyra'nın ona verdiği bir kağıt ve kalemle hemen bir köşeye çekildi. Odanın boş duvarlarına, pencerelerden görünen diğer gri binalara baktı ve sonra, tüm bu griliğin ortasına, hayalinden parlak, kanatlı bir yaratık çizmeye başladı.

Elysia ve Kyra, mutfak masasında oturmuş, sıcak çorbalarını içiyorlardı.

"Harika çocuklar," dedi Kyra, gözleri Lena'nın çizimindeydi. "Çok şanslısın." Sesinde, ne kıskançlık ne de acıma vardı. Sadece çıplak bir gerçekliğin tespiti.

"Onlar benim her şeyim," dedi Elysia.

Bir süre sessizce oturdular. Dışarıdan, şehrin bitmeyen uğultusu geliyordu.

"Bazen," dedi Kyra, aniden. “Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum. Nereye olduğunu bilmeden. Sadece yürümek. Bu şehrin, bu seslerin, bu anıların olmadığı bir yere.”

Elysia, ne diyeceğini bilemedi. Çünkü aynı hissi, her sabah uyandığında, her gece yattığında kendisi de yaşıyordu. Bu, paylaştıkları bir başka sessizlikti.

"Ama gidemeyiz, değil mi?" diye devam etti Kyra, kendi sorusunu kendi cevaplayarak. “Gidecek bir yerimiz yok.”

O gece, kızlarıyla birlikte eve dönerken, Kyra'nın sözleri Elysia'nın zihninde yankılanıyordu. Gidecek bir yerimiz yok. Bu, sadece bir tespit değil, bir hapishane duvarı gibiydi. Bu şehir, bu hayat, onların kaderiydi.

Eve girdiklerinde, posta kutusunda yeni bir zarf buldu. Elektrik idaresinden. Üzerindeki kırmızı "SON ÖDEME TARİHİ GEÇMİŞTİR" damgası, kalbine bir iğne gibi battı.

Kızlarını yatırdıktan sonra, mutfak masasına oturdu. Önünde ödenmemiş faturalar, zihninde Kyra'nın umutsuzluğu, kalbinde ise kendi çaresizliği vardı. Pencereden dışarı baktı. Gri Şehir, gecenin karanlığında bile griydi.

Elini, yorgunlukla alnına götürdü. Ve o an, kalbinden geçen o fısıltı, o iç çekiş, artık sadece bir düşünce değildi. Bir yakarışa, sessiz ama evrenin duyabileceği kadar güçlü bir dileğe dönüşüyordu.

Lütfen... Bir çıkış yolu olsun. Başka bir şans. Başka bir hayat. Keşke... keşke her şeyin mümkün olduğu o zamana dönebilseydim.

Ve kilometrelerce ötede, yüksek duvarların ardındaki laboratuvarında, Elias Neumann, ekranında beliren o güçlü, acı dolu enerji patlamasına bakıyordu. Bu, artık sadece bir anormallik değildi. Bu, bir çağrıydı.